18.04.2006

Uzun Burunlular Kenti


Bahar geldi mi o şehrin çocukları kendilerini sokaklara atarlardı...

Güneş batana, anneler çağırana kadar girilmezdi evlere. Yüzleri hep kirli, giysileri hep soluk, bir topun peşinde koştururdu o çocuklar. Günden güne artan yaralarla kaplıydı hepsinin dizleri. Çelimsiz bacakların sürdüğü bisikletlerin arkasında kardeşler taşınırdı bir çanta gibi. Kardeşlerden ayrılınmazdı. Her mahallenin bir bisiklet çetesi vardı. Yan mahallenin çetesiyle kavga edilir, gerekirse dayak yenir ama annelere söylenmezdi. O kentin çocukları sır saklamasını bilirdi.

Herkes kendi uçurtmasını kendi yapardı. İnce çıtalar birbirine çakılır, ipleri gerilir, evdeki unlu bulamaçla gazete kağıtları yapıştırılırdı. En güzel yeri kuyruğuydu o uçurtmaların. Dedeler vardı ellerinden tutulacak. Yüksek bir düzlüğe çıkılır, uçurtmalar salınırdı. Yukarı bakıp koşarken düşenler hiç ağlamazdı. Uçurtma için düşenlerin canının yanmadığı bilinirdi. Sırası gelince uçurtmalar kardeşlere devredilir, sabırla beklenirdi. O kentin çocukları paylaşmayı baharda öğrenirdi.

Okul oyun oynamak için gidilen bir yerdi. Çeşme başında su savaşı yapılır, sırılsıklam derse girilirdi. Öğretmenler önlüklerin neden ıslak olduğunu sormaz, hastalananlara kızmazdı.

Herkes hayatında en az bir kez ipek böceği beslerdi. Okulun karşısındaki bakkaldan yalvar yakar bir tırtıl alınır, eski bir ayakkabı kutusuna konurdu. Mahalledeki tek tük dut ağaçlarına tırmanılır, olabildiğince çok yaprak koparılırdı. Her çocuk tırtılının yemek yiyişini, kozayı örüşünü, kelebek olup çıkışını izlerdi. Kentin çocukları sorumluluğu ilk kez baharda önemserdi.
Cicoz sakız hem meşe olur hem de çiğnenirdi. O kentte bir çocuğun dilinin sarı, mavi veya kırmızı olması olağandı. Leblebi tozunun bir parçası hep buruna kaçar, geri kalanı da yanaklara dağılırdı. Küçük adamların şekeri yenir, kutularıyla oyunlar oynanırdı. Türlü çeşit, rengarenk piramit kolonyalar vardı. O kentin çocukları bu yüzden çok güzel kokardı.

Her çocuk yokuş aşağı bir zeytinliğin içinden, yuvarlanan çemberinin ardısıra koşardı. Bütün yollar denize çıkardı. Çemberler yitip gider, yerleri doldurulamazdı. O kentin çocukları kaçanın kovalanamayacağını, kaybetmeyi baharda görürlerdi.
Koşmaktan yorgun düşünce kaldırıma kilim serilir, balkon altında çiğdem yenirdi. Büyükler yukarıda oturup izlerlerdi. Akşamlar asla yalnız geçmezdi. Ertesi sabah buluşmak üzere sözler verilir ve sözler tutulurdu. Sözünde durmayanın burnu uzardı.

O kentte çok bahar geçti. Çocuklar büyüdü. Yeni çocuklar geldi. Çocukların burunları hala kısa. Büyüklerinse aynaya bakamadıkları söyleniyor.

15 yorum:

  1. ben hatırlamıyorum.
    babam anlatıyor.
    ben bisiklete biniyormuşum arkadaşlarımla. kardeşim bize koşarak yetişmeye çalışıyomuş. Öyle geziyomuşuz. Sonra babam görünce dayanamamış. kardeşime de bi bisiklet almış. yazık bea. küçükken çok manyakmışım galiba. bazen hatırlayınca içim cız ediyo.

    ben de keşfettim blogunu. nasılsın? naapyosun? haber alamadım hiç. fırat askerde belki biliyosundur. öyle yaşamaya devam ediyoz bi şekil.

    selamlar.

    YanıtlaSil
  2. ah, nereden buldun bu kolonyaları? kaldı mı bunlarda? ahh, ahh. görünce çok mutlu oldum. :)

    YanıtlaSil
  3. Kolonyaları 2 sene önce tesadüfen girdiğim bir kırtasiyede keşfettim. İzmir'de hala bazı yerlerde var.Bizim kırtasiyeci benimle dalga geçiyor o kolonyalar yüzünden, bir tek ilkokul öğrencileri alıyormuş:)
    Cicoz sakızları da bir köy bakkalında buldum.Kutuyu yağmaladım.Son 2 paket benim ve kardeşimin odasında müzelik eser olarak duruyor:)

    YanıtlaSil
  4. bir de gizli sevdalar vardir baharlarda. sen bilirsin, kimsenin bilmedigini dusunursun ama herkes bilmekte ve belli etmemektedir. o masumiyet asla bozulmaz, kimse kirilmaz... cunku ask sadece deniz kiyisinda yan yana oturma istegidir o zamanlarda, yalnizca onunla oyun oynama istegidir biraz da...

    ozgur avukat

    YanıtlaSil
  5. yazını okuyunca çocukluğumun bi bölümünü geçirdiğim ankara günlerim geldi aklıma. oralarda eskiden kızamık şekeri diye bişeker satılırdı. hani şu bildiğimiz çocuk hastalığı kızamık var ya hah işte onun şekeri. kızamık çıkaran çocuğa bir kutu alınırdı ondan. böyle üçgen karpuz dilimi gibi bişi. ben çok severdim. annem 5 kuruş verirdi zıplaya zıplaya giderdim bir tane almaya. ve her tarafımız yerken kıpkırmızı olurdu adı da burdan geliyor sanırım.
    ımm ya insan yaşlanmaya başladıkça daha bir özlüyor o günleri galiba. duygusallık hat safhada birazdan ağlıcam sanırsam :)
    hey gidi günler!!

    YanıtlaSil
  6. Gizli sevdaları farketmeyenler de vardır. Sırf masumiyet yüzünden birileri kırılmıştır. Günler, yıllar geçer.Bazen hep geçtir.Hiçbir bahar yetmez geri getirmeye. Sadece deniz olduğu gibi durmaktadır.

    YanıtlaSil
  7. o kadar güzeldi ki, acaba kimden alıntı diye düşündüm.

    en iyisi bu yazını internette dolaştırmak. hakediyor çünkü.

    Şimdi konuya şöyle girmek gerekiyor: Acaba eski günler mi güzeldi, yoksa biz mi eskidik?

    Belki de çocuklarımız şöyle anlatacak: Eskiden okul diye bir şey vardı, sınava filan girerdik, eve temizliğe gelen kadınlar vardı, kapıcılar vardı, otobüsler vardı filan diyecekler...

    YanıtlaSil
  8. Uçuşanlar,
    Utandırdın beni.
    Aptalca bir inat belki ama bloga kendim tasarlamadığım hiçbir yazı, çizim veya fotoğrafı koymak istemiyorum.

    YanıtlaSil
  9. yoksun galiba, yeni şeyler yazmıyorsun da.....

    YanıtlaSil
  10. Eloise,
    Buralardayım da düzenli yazma alışkanlığı edinemedim.Bir de tıpkı senin gibi hayatıma başka bir yön vermeye çalışıyorum bu aralar. Cesaretimi topladım ama sonunda şişmek de var. O anı ne kadar geciktirebilirim diye düşünüyorum:)

    YanıtlaSil
  11. süvarinin seyir defteri kardeşim için yaptığım bir blogtur daha tam olarak açılmadı kendiside göremedi çünkü bikaç aydır denizde ve eylüle kadarda gelemicek sanırım .. yinede ziyaret için teşekkürler .. sanırım meslektaş sayılırız ;)

    YanıtlaSil
  12. açıkcası buradayken konuşmamız o yöndeydi o gittiği ülkelerden postları göndericekti ama bi sorun çıktı gemisini değiştirdi .. şuanda çalıştığı gemi limanlarda çok kısa süreli duruyor ve onun imkanı olmuyor telefonla bile görüşemiyoruz aylardır .. zaten bende blogun tempini ve bazı şeyleri elden geçircem daha tam içime sinmedi istediğim gibi olmadı

    YanıtlaSil
  13. Yeni sayfa tasarımı pek yakışmamış bence. Gri üstüne beyaz gözü yoruyor. Sarılar, her yeri sarıp sarmalamışlar. Gece içinde elfeneri gibi olmuş, gözalıcı. Benden söylemesi. :)

    selam,

    merih

    YanıtlaSil

Merhaba. Zaman ayırıp düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız benim için önemli :)
----------------
Hello. Thank you for making the time to share your ideas. Your comments are important for me :)